Bir ülkede adalet duygusu yalnız suçluların cezalandırılmasıyla kurulmaz. Suçlu olup olmadığı henüz kesinleşmemiş kişilerin, hüküm verilinceye kadar nasıl muamele gördüğü de adaletin parçasıdır.
Tutuklama bu nedenle ceza değildir. Yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvenceye alan geçici bir tedbirdir. Kaçma tehlikesi, delillere müdahale ihtimali ve kuvvetli suç şüphesi somut olayda ortaya konulmadan kişinin özgürlüğüne müdahale edilemez. Kanunun "verilebilir" demesi, mümkün görülen her durumda "verilmelidir" anlamına gelmez.
Gerekçe yerine şablon
Uygulamada bazen gerekçenin yerini bildik cümlelerin aldığını görüyoruz: "Suçun vasıf ve mahiyeti", "mevcut delil durumu", "kaçma şüphesi"… Bu ifadeler, kişinin neden kaçabileceğini veya hangi delile nasıl etki edebileceğini açıklamıyorsa gerekçe değil, gerekçenin görüntüsüdür.
Bir insanın özgürlüğü şablonla sınırlandırılamaz. İsnat edilen suçun ağır olması da tek başına kaçma tehlikesini kanıtlamaz. Kişinin yerleşim yeri, ailesi, işi, soruşturmadaki davranışları ve çağrılara uyup uymadığı birlikte değerlendirilmelidir.
Üstelik ceza muhakemesi, tutuklama ile hiçbir tedbir uygulanmaması arasında geniş bir alan kurmuştur. Yurt dışına çıkış yasağı, imza yükümlülüğü, güvence veya belirli kişilerle temas kurmama gibi adli kontrol araçlarıyla amaç sağlanabiliyorsa en ağır tedbir tercih edilmemelidir.
Kamuoyu talebi kararın gerekçesi olamaz
Toplumun ağır suç iddiaları karşısında tepki duyması anlaşılırdır. Fakat yargının görevi öfkeyi karar metnine çevirmek değildir. Kamuoyu istiyor diye tutuklamak da kamuoyu ilgisini kaybetti diye tahliye etmek de hukuk değildir.
Hâkimlik, tam olarak böyle zamanlarda anlam kazanır: Dosyadaki somut olgularla konuşmak, suçlamanın ağırlığına kapılmadan tedbirin gerçekten gerekli olup olmadığını tartmak ve kararını denetlenebilir biçimde açıklamak.
Uzayan tutukluluk yalnız şüpheliyi etkilemez. Aileyi, işi, itibarı ve bazen geri döndürülemeyecek biçimde bütün bir hayatı dağıtır. Yargılama sonunda beraat eden kişiye geçen yılları iade edemezsiniz. Tazminat ödeyebilirsiniz; fakat kaybettiği mesleği, çocuğunun büyüdüğü yılları veya toplum önünde örselenen adını tamamen geri veremezsiniz.
Üç soru
Her tutuklama ve tutukluluğun devamı kararında üç sorunun açık cevabı bulunmalıdır:
- Kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delil nedir?
- Gerçek ve güncel tutuklama nedeni nedir?
- Aynı amaç neden daha hafif bir tedbirle sağlanamamaktadır?
Bu sorular cevapsızsa ortada kişinin özgürlüğünü sınırlayan bir karar vardır; fakat yeterli bir hukuki gerekçe yoktur.
Suçla etkin mücadele ile kişi özgürlüğü birbirinin düşmanı değildir. Hukuk devleti ikisinden birini seçmez. Suçu araştırırken insanı, tedbir uygularken masumiyet karinesini ve karar verirken kendi sınırlarını unutmaz.
Hukuki Not: Tutuklama; Anayasa m.19, AİHS m.5 ve CMK m.100-101 kapsamında değerlendirilir. Adli kontrol CMK m.109 ve devamında düzenlenmiştir. Her kararın somut olgulara dayanması, kişiselleştirilmesi ve ölçülülük incelemesi içermesi gerekir.